Go to: Content area More information Main navigation Overview Metanavigation Footer
İstanbul kent topografyası araştırmaları
Osmanlı döneminde hemen hemen İstanbul'un bütün konutları ahşaptı; İstanbul 20. yüzyılın içlerine kadar "ahşap bir kentti". Fakat son büyük kent yangınlarının boş bıraktığı arsaları artık ahşap değil, kâgir yapılar doldurmaya başlamıştır. Böylece kısmen 19. yüzyıla dek uzanan kentleşme anlayışı yeniden belirlendi (Res.1). Aralarında Süleymaniye ve Zeyrek olmak üzere yalnız dört büyük semtte geleneksel ahşap yapılar kaldı. Zeyrek, 19. yüzyılın 70'li yıllarına kadar kentin bitişik nizamda en çok ahşap evi olan mahallesiydi. Anakent bölgesinde, iki bölgede daha ahşap evler günümüze kadar gelmiştir. Bunlardan biri her iki yakasında ahşap yalılar bulunan Boğaziçi ve diğeri ise yazlık evleriyle Adalar'dır. Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi sözü edilen bölgelerde korunagelen evleri belgelemek ve böylece hem araştırma hem de onarım önlemlerine temel oluşturmak için birkaç yıldan beri, mimarlık tarihi açısından araştırmalar yapmaktadır. Ahşap evler eskiden olduğu gibi bugün de hızla yok olmaktadır ve bu yüzden bu çalışmaların bir an önce yapılması gerekmektedir.
Eski Osmanlı evlerinin yapı tipolojileri hakkında bilgi sahibi olmadan, çeşitli gelişme ve düzenlenme gösteren İstanbul ahşap evleri anlaşılamaz. Arka planlarında Anadolu'ya uzanan bir gelişim gösteren bu konu burada ayrıntılara girilmeden özetlenecektir. Osmanlı konut planlamasının oluşumunda, günlük hayatın merkezi çıkış noktası, dağılım mekânı olan avludur. Dört evrede gittikçe biçimlenen bu avlu mekânına göre Osmanlı konutlarının tamamında dört temel tip öne çıkar. Konutlar, açık avludan, üstü kapalı avluya (Resim 2) ve bir dağılım mekânı olarak ev içindeki büyük sofaya doğru bir gelişim gösterir. Bu son tip olan iç sofalı evler özellikle İstanbul'un 18. yy. ve 19 yy. başlarına ait ahşap evleriyle ilişkilendirilmektedir. Yine de gelişme doğrusal ve tek boyutlu değildir, diğer tiplerdeki evlerin yapılması Anadolu'nun bazı bölgelerinde sürdürülmüş ve yöreye özgü farklı belirtilerle devam etmiştir.
Yüksek bir gelişme gösteren yapı tipleri, bu mekân oluşumunu ortaya çıkaran etkileşme unsurlarının uyumlu bir işbirliğinin yansıması sonucudur. Bu arada iklimsel, ekonomik, kültürel, toplumsal ve dini etmenler de önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle erkek ve kadının yaşam alanlarının ve dışa açık olan mekânlar ile aile içi özel alanların ayrılması, planlamada açık bir biçimde etkilidir. Bunlar kısaca harem dairesi ve selamlık olarak adlandırılır. Fakat, özellikle Anadolu'ya özgü yaz ile kış arasındaki büyük sıcaklık farkı da konut olgusunu etkilemektedir. Bütün bu etmenler konutların yaşam alanlarının mevsimlere göre bölünmesine yol açmış, hatta birbirinden bağımsız, uzak iki yapı kompleksi durumuna getirmiştir. Bu alanları yazlık ve kışlık olarak adlandırabiliriz. 19. yüzyıl içlerine kadar Avrupa tarzı mobilya pek kullanılmamıştır ve iç mekânların oranları ve biçimi, yerde oturan kişiye göre düzenlenmiştir. Daha eski Osmanlı konutlarında dış mekândan ziyade iç mekân belirleyicidir. Ahşap konstrüksiyon, kuzey Karadeniz'in zengin ormanlarından sağlanan malzemeye ve olasılıkla bu yapı tarzının göreceli olarak depreme dayanıklı olmasına bağlıydı. Konstrüksiyon tarihçesi bakımından Anadolu'nun ve Trakya'nın ahşap yapıları bulunan komşu bölgeleriyle bağlantı olsa da, yapı tipolojisi ve yapı biçimleri arasında pek az ilişki vardır, daha ziyade mekân yaratıcılığı çeşitliliği, oldukça basit, istisnasız ilkelerle uygulanmaktadır.
18. yüzyıl İstanbul evleri eski Osmanlı geleneklerine sıkı sıkıya bağlıyken, özellikle 19. yüzyıl evleri gittikçe Avrupa etkisinde kalarak, hareketli köklü bir değişim süreci yansıtmaya başlamış ancak ilk önceleri bu etki yapı şeklini değiştirmemiştir; evler ahşap olarak kalmıştır. Bu yüzden 19. yüzyılda yapı tipleri, Gründerzeit (1871 yılından sonra Almanya ekonomisindeki dalgalanma dönemi) dönemi mimari stilinin ahşap yapılara da uygulanması sonucunda geniş bir yelpaze ve dekorasyon çeşitliliği göstermektedir. Geniş kapsamda İstanbul'un ahşap evlerinin özelliklerini ve tabi olduğu kuralları tanımlayabilmek için, mümkün olduğunca çok bu tip yapıların ele alınması projenin öncelikli amaçlarındandır. Bu yapıların bugüne kadar nerdeyse hiç araştırılmamış olan konstrüksiyon özellikleri projenin ön planında yer almıştır. Ayrıca, şehrin en eski kesimlerinde Osmanlı yerleşim düzeninin kaybolan kent topografyasını kısmen de olsa yeniden canlandırmak ve böylece kentsel yapı üzerine bilgi edinmek de amaçlanmıştır. Bu şekilde, daha eski ve tamamen ortadan yok olan Bizans konut yerleşim düzeni hakkında da olası bir bağlantı sağlanmaya çalışılmalıdır.

Şubemizin ilk araştırması 1962 yılında Klaus Tuchelt ve Wolfram Kleiss tarafından, Boğaziçi'nin Asya yakasındaki Kıbrıslı Yalısı'nda yapılmıştır (Resim 3). Ardından 1977/78 yıllarında o zamanki müdür Wolfgang Müller-Wiener ve Johannes Cramer yönetiminde büyük bir projeye başlanmıştır. Bu proje, ahşap evlerin mevcut bulunduğu durumunu gösteren rölövelerin yapıldığı, İstanbul'un en kapsamlı ilk projesiydi. Karlsruhe Teknik Üniversitesi, Darmstadt ve İstanbul arasında işbirliği içinde yapılan proje, o zamanlar büyük ve birbirine bitişik ahşap evlerin olduğu Zeyrek semtine yönelikti (Resim 4). Ama bu proje bağlamında kentin diğer yerlerinde de ahşap evler değerlendirilmiştir: Altunizade'de Mazlumağa Köşkü, Arnavutköy'de Halet Çambel evi ve Süleymaniye'de Kayserili Ahmet Paşa Konağι (Resim 5). Zeyrek'teki basit evlere karşın, diğer konutlar seçkin bir tabakaya ait olduklarından, araştırmalarda konutların evrimi açısından ele alınan ve tipolojik geniş bir alan oluşturulmuştur. O zamanlar belgelenen konutların büyük bir kısmı ne yazık ki günümüzde kalmamıştır. Bu yüzden o zaman yapılan belgeleme çalışmaları ve fotoğraflar çok önemlidir.
İstanbul ahşap evleri 2001 yılında başlayarak yeniden şubemizin araştırma konusu olmuş ve etkinlikler Boğaziçi'nde 18. ve 19. yy. korunagelen konutlarına yönelmiştir. İlk önce Tarabya'da Almanya Büyükelçiliği'nin yazlık -daha ziyade Avrupa etkisinde olan- 19 yy cottage style yapı gurubu incelenmiştir (Resim 6). Ardından 2004 yılında, 18. yy'dan kalan nadir konutlar arasında bulunan Sa'dullah Paşa Yalısı araştırılmıştır. Çok iyi tanınan bu haremlik (Resim 7), o yıllarda müdür olan Adolf Hoffmann ve Dominik Lorentzen tarafından ayrıntılı bir rölöveyle araştırılmıştır.
![]() |
![]() |
![]() |

2007 yılı sonbaharında ilk kez Adalar'da bir yapıda çalışılmıştır. Büyükada, Altın Ordu Cad. 20 numaralı, uzunlamasına, dar bir planı olan bu ev, 20. yy başlarına ait olup, açıkça Jugendstil unsurlar göstermektedir (Resim 8). Planında ve yapılışında Avrupa etkisi hâkimdir. Araştırmada, şartlar elverdiği ölçüde yapının konstrüksiyonunu anlamaya yoğunlaşılmıştır (Resim 9).
2008 yılında Osmanlı mimarlık tarihinin ilk konut örneklerinden olan bir yapı incelenmeye alınmıştır: Anadolu Hisarı'nda Amcazade Yalısı. Bugün hâlâ mevcut olan bina, Boğaziçi'nin Anadolu yakasında bir zamanlar bir şerit halinde uzunan birkaç yapıdan oluşan bir yapı gurubunu temsil etmektedir. Tarihi kaynaklara göre 17. yy'da burada Köprülü Ailesi'nin yazlık sarayı vardı. Bu yapı topluluğu bileşenleri arasında, en geç 18. yy'da selamlık ve harem dairesi -burada garip bir şekilde birbirinden uzak- ve diğer hizmet binaları bulunuyordu (Resim 10). Kalıntıları günümüzde ilginç bir manzara oluşturan bir kayıkhane ile büyükçe bir hamam, harem dairesine aitti. Buna karşın harem dairesinden ancak temel duvar kalıntıları kalmıştır, çünkü bina 19. yy sonlarına doğru yıkılmıştır. Her iki yapının doğusunda ve bunlara teğet geçecek şekilde uzanan döşemeli yolun bir parçası günümüze kalmıştır. Bu sahil yolu olasılıkla yapı topluluğunu birbirine bağlıyordu. Ahşap yapının yalnız selamlık kısmı kalmış olup bu yapının da değişik bileşenleri farklı durumda korunagelmiştir. Ana yapı gövdesi ise 19. yy. Ortalarına aittir; geriye yalnız bodrum katının güney mekân hücresi ve birkaç enine duvarı kalmıştır.

Selamlığın güneyinde, batı dar duvarına bitişik olarak divanhane vardır (Resim 11). Aslında selamlığın mekânsal bir yapı bileşeni olan divanhane sayesinde bu yapı topluluğu Boğaziçi'ndeki diğer ahşap yapılar içinde önemli bir yere sahiptir. Divanhane, ahşap Türk evi img class="caption"esinin hayat bulduğu bir model, Osmanlı mimarlığının çok erken bir temsilcisi olarak kabul edilebilir. Yapı 17. yy sonlarına tarihlenir ve böylece İstanbul'un en eski ahşap evi olduğu söylenebilir. Güzel bir görünüm sergileyen plan, üç eyvanın oluşturduğu T biçimi ve merkezindeki karenin üstünde yer alan bir kubbe ile belirginleşmektedir (Resim 12). Divanhanenin dış görünümünün en heyecan verici yanı, eliböğründelerle desteklenen ve Boğaz'ın sularına uzanan batıya yönelik konumudur. Yapının bu güzel görünümü 18. yüzyıldan beri sürekli betimlenmiştir. Dış cephe olasılıkla ilk başlardan beri çok sadeydi, iç tarafta ise görkemli bezemeler vardı. Ahşap kubbeler orijinalinde keten beziyle kaplı, boyalı ve altın yaldızla süslüydü. Oyma ve altın yaldızla bezeli kirişler oda yüzeyini bölümlüyor ve aynı şekilde çiçeklerle süslü panolara ayırıyordu. Bunun altında, hemen hemen bütün açılardan denizi ve karşı kıyıları gören pencere dizisi vardı.

Onlarca yıl terk edilmesi sebebiyle, yapı kötü bir durumdadır. Onarılması için yeni bir proje başlamıştır. Yapının bütün detaylarıyla belgelendiği rölöve çalışmalarında ilk kez konstrüksiyon bakımından da incelenmesi, onarılmasına yönelik hazırlık çalışmaları kapsamında ele alınmaktadır (Resim 13).
Amcazade Yalısı'nda da klasik rölöve yöntemleri kullanılmıştır. Ama bu yöntem yine de lazer tarayıcı ile oluşturulan temel iskelet incelemesini tamamlayıcı olarak kullanılmıştır. İç mekân duvarlarının son derece hassas yüzeylerini herhangi bir mekanik dokunmadan korumak için başka bir ölçüm yöntemini kullanmak mümkün olamazdı. Nokta bulut modeliyle oluşturulan yapının konturları, el ölçümü ve fotoğrafların netleştirilmesiyle, eksiksiz kesit çizimleri oluşturulmasını sağladı (Resim 14). Bu, yapının tam olarak belgelenmesi anlamına gelmektedir. Konstrüksiyonun o zamanki biçimini ve etkisini göstermek ve açık bir hale sokmak için, binanın ölçekli ahşap bir maket rekonstrüksiyonu yapılmıştır.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ile birlikte tasarlanan ve 30.10.2008 tarihinde açılışı yapılacak olan sergide, Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün İstanbul ahşap evleri üzerine yaptığı çalışmalar ilk kez tanıtılacaktır. Bu çalışmalar 60'lı yıllara kadar uzanmakta ve kentin çok sayıda önemli anıtını kapsamaktadır. Sergi, yalnız bu konutların belgelenmesini içermeyecek, yapıların oluşumu, uygulanması ve usta ile mimarları üzerine de bilgi verecektir.
Istanbul Araştırmaları Enstitüsü
Universität Karlsruhe (TH)
Istanbul Teknik Üniversitesi ITÜ
Mimar Sinan Üniversitesi (Istanbul)
Kıbrıslı Yalısı in Küçüksu (Kandilli)
K. Tuchelt, Das Yalı des Kıbrıslı Mustafa Paşa in Küçüksu (Kandilli) - ein Beitrag zur Geschichte osmanischer Uferpaläste am Bosporus, IstMitt 12, 1962, 129-158
E. Önel, Kıbrıslılar Yalısı, in: İstanbul Ansiklopedisi 4 (İstanbul 1994) 554-555
Holzhäuser in Zeyrek und Süleymaniye
W. Müller-Wiener - J. Cramer (Hrsg.), Istanbul - Zeyrek: Studien zur Erhaltung eines traditionellen Wohngebietes, Mitteilungen des Deutschen Orient-Instituts 17 (Hamburg 1982)
C. Schöning-Kalender, Mobilität und Mobiliar - Zur Wohnweise von Binnenmigranten in Zeyrek/Istanbul (Tübingen 1985)
H. Offen, Migration und kulturelle Marginalität - Präsentationsverhalten ländlicher Zuwanderer in Zeyrek/Istanbul, ungedr. Dissertation (Tübingen 1982)
J. Cramer, Vornehme Stadthäuser der Jahrhundertwende in Istanbul, in: Architectura. 13, 1983 (München - Berlin 1983), 64-77
Sadullah Paşa Yalısı in Çengelköy
T. Artan, Sadullah Paşa Yalısı, in: İstanbul Ansiklopedisi 6 (İstanbul 1994) 396-397
S. H. Eldem, Türk Evi I (İstanbul 1984), 218-223
E. Esin, An Eighteenth Century 'Yalı' Viewed in the Line of Development of Related Form in Turkish Architecture, in: Atti del secondo Congresso Internazionale di Arte Turca (Neapel 1965) 83-112
E. Esin, Sadullah Paşa Yalısı, in: Türkiyemiz (İstanbul 1975), 22-26
E. Esin, Sa'dullah Paşa Yalısı - The Yalı (Sea-side Mansion) of Sadullah Paşa (İstanbul 1977)
Amcazade Yalısı
C. Tamer, Amcazâde yalısı ve manzûmesi onarımları (İstanbul 2001)
S. H. Eldem, A. S. Ünver, Anadoluhisarı'nda Amucazade Hüseyin Paşa Yalısı (İstanbul 1970)
The German Archaeological Institute (DAI) is a »scientific corporation« of the Federal Institution under the auspices of the Foreign Office. The staff of the Institute carries out research in the area of archaeology and in related fields and maintains relations with international scholars.
Furthermore, it organizes congresses, colloquia and tours, and informs the public through the media about its work.